Heyecanla sahibi olan ufak çocuÄŸa doÄŸru koÅŸtu Pufy. Onun kendisini her çağırışına büyük bir heyecanla gitmek, göreviydi sanki. Annesi, babası, kardeÅŸi, arkadaşı… her ÅŸeyiydi ufak çocuk onun için. Bir kerecik sevse, sevinçten çıldırır, sırf kendini bir kez daha sevdirebilmek adına, her türlü cambazlığı yapmaya çalışırdı. Yeter ki, sevsin…
Ölmüş annesini hala emmeye çalışırken tanışmıştı sahibi olan ufak çocukla. Süt gelmeyen memeleri zorlarken, arkasından yumuÅŸacık iki minik el sarılmış, onun “annemden ayrılmam” diye feryatlarına kulak asmadan kucağına almıştı. Gözlerine bakıp, “bundan sonra birlikteyiz ufaklık, isminde `Pufy` olsun olur mu ?” demiÅŸti. Minicik bir köpek, minicik bir çocuk… Sevgi ve dostluÄŸun baÅŸlangıcının adıydı Pufy… Böyle baÅŸlamıştı yaÅŸamın yeni tadı.
TombiÅŸ vücudunu minik ayakları zor taşır, ufak çocuÄŸun arkasından koÅŸarken çoÄŸu zaman hemen yorulur, beni de bekle anlamında “Hev Hev” diye kendini ifade ederdi. Ufaklıkta geri döner, Pufy`nin yanına oturur ve Pufy dinleninceye kadar onunla sohbet ederdi. Birbirlerini hiç gözden kaybetmemeye çalışırlardı. Pufy bir an onu gözden kaybetse bu korkunç dünyada kaybolacak zannederdi. Henüz 2 aylıktı, yaÅŸama dair her ÅŸeyi çocuktan öğreniyordu. Oyun oynayalım diye attığı ufak ısırıklardan birinde, çocuÄŸun ayağı kanayınca, çok utanmış, üzüntüsünden köşe bir yere gidip aÄŸlamıştı. Onlar iki kardeÅŸ gibiydiler. Çimlerde alt alta, üst üste yuvarlanmaları, yemek yemek için olan yarışları, çeÅŸmeye kim önce gidecek müsabakaları. Hepsi hayatın öğrenimiydi Pufy için.
Geceleri hava biraz serin olurdu. Büyük büyük köpekler gelir, etrafta sinirli sinirli gezerlerdi. Pufy her akşam kerpiç bir duvarın arkasında uykuya dalar, sabaha kadar uyanmazdı. Kim bilir belki uyanırsa büyük köpeklerden biri onu yerdi ? Ya da karanlık onu boğardı. Üstelik ufak çocukta yoktu. Onu kim korurdu ?
Günler hızla geçiyor, her gün Pufy yeni bir ÅŸeyler öğreniyor, her gün ufak çocuÄŸa daha çok baÄŸlanıyordu. DoÄŸum tüyleri dökülmeye baÅŸlamış, kısa ve gri yeni tüyleri onu daha tombul ve güzel göstermeye baÅŸlamıştı. Evet, yakışıklı bir delikanlı olacaktı. Hatta kocaman olup, ufak çocuÄŸu hep koruyacak, ona kimsenin zarar vermesine izin vermeyecekti. Hele çimlere bastıkları için çocuÄŸa bağıran kapıcıyı çoktan gözüne kestirmiÅŸti. Büyüyünce ufak bir paça alacak, çocuÄŸa bir daha bağırmaması gerektiÄŸini anlatacaktı. Sanırım insanlar iyi canlılardı. Ufakları bile böylesine sevgi dolu ise, büyükler daha anlayışlı, daha koruyucu olmalıydı. Evet, evet.. YaÅŸam çok güzeldi…
“Haydi Pufy, saatimi getir” yine büyük bir heyecanla koÅŸtu. Saati çimlerin içinden alıp, hızla geri çocuÄŸa döndü. Saati bırakınca, sevgi dolu ufak eller boynuna dolandı. Ah, hep sevseydi keÅŸke. YumuÅŸacık ellerin ilettiÄŸi sevginin karşılığını o minik elleri yalamakla verdi. Tekrar ayaÄŸa kalktı çocuk ve saati fırlattı. “Haydi pufy, getir bebeÄŸim”. İşte yine saati getirecek ve yine sevilecekti. Heyecanla koÅŸtu, saati aÄŸzına aldı. Kalbi küt küt çarpıyordu. Dönmek için hamle yaptığında arkasında biri engel oldu. Bacağıyla onu itelemiÅŸti. Minicik başını kaldırıp, gözlerini yukarıya dikti. Kocaman bir insan duruyordu. “Acaba saati bu amcaya versem, oda beni sever mi” diye düşündü. Adam elindeki küreÄŸi havaya kaldırdı, sanırım atıp getirmesini isteyecekti. Ama o kürek çok büyüktü, getiremez di ki… BeklediÄŸi olmadı. Kürek büyük bir hızla başına indi…
“Demek bahçeme pislersin ha!!!” acıdan ne söylediÄŸini anlayamamıştı bu büyük insanın. Öyle çok canı yanmıştı ki, avazı çıktığı kadar bağırmak istemiÅŸ, fakat aÄŸzına dolan kırmızı sıvı sesinin çıkmasını engelleyerek, ufak bir mırıltı halini almıştı. Kulakları duymaz oldu, gözleri kararmıştı. Neden vurmuÅŸtu o amca ona ? Ufak çocuk nerdeydi ? Neden korumamıştı Pufy`sini. Kürek bir kez daha kalkıp vücuduna indi. Yine tarifsiz bir acı kapladı vücudunu. Bir hüzün perdesi kapatmıştı gözlerini. Artık hareket edemiyordu, küt küt atan kalbinden baÅŸka hiç bir yerini hissetmiyordu çünkü. Minicik gözlerini kaldırıp ufaklığı aradı. İlerde belli belirsiz bir gölge. Evet oydu, kokusunu buradan bile almıştı. Tıpkı oda kendisi gibi hareketsiz, korku dolu gözlerle bakıyordu. Acaba ona da mı vurmuÅŸlardı ? Neden donup kalmıştı ? Neden gelip kendisini bu canını yakan adamdan hala kurtarmıyordu… Nedenler ile doldu beyni. Saati hızlıca alıp gelemediÄŸi için mi böylesine acı bir ceza verilmiÅŸti ona ?
Kürek bir kez daha kalktı… Pufy her ÅŸeyi anlamıştı. Bir kaç saniye sonra, annesi gibi hareketsiz olacaktı. Annesi gibi toprak olacak, gözleri güneÅŸin doÄŸuÅŸunu hiç göremeyecek, yeni bir gün baÅŸlıyor sevincini, yüreÄŸinde hiç hissedemeyecekti. Bir daha kalkıp oynamayacak, kafasını küçük çocuÄŸun kollarının arasına sokamayacaktı. Her ÅŸeyden önemlisi, büyüyüp onu koruyamayacaktı. Kılıçların kınına girerken çıkardıkları ses gibi bir ses çıktı boÄŸazından. YaÅŸamasına niçin izin verilmiyordu ? Soru iÅŸaretleriyle dolu minik gözlerini, ufaklığın gözlerine dikti. Son yargılamasını yapmıştı, insanlar ufaldıkça sevgi doluyor, büyüdükçe kin ve nefrete dönüşüyorlardı.
Kürek indi…
YaÅŸam bitti…
Pufy` den arda kalan, minicik aÄŸzından bırakmadığı kanlı bir saatti…
Etiketler: çocuk, pufy, saat, Sevgi
Gonderen : WooLey

Son Yorumlar